|
 |
|
|
| Hem mazoşist ve sadist ara-yüzlerimizin iktidar savaşını tetikleyen, hem de dinleyiciden tam teslimat talep eden Shannon Wright’ın müziği bir nevi ‘kurtarılmış bölge’. |
|
Shannon Wright, ilk solo albümü “Flight Safety”yi yayınladığında, ortalık onun gibi yalnız başına çalıp söyleyen birçok öfkeli kadınla alevlenmişti. Liz Phair, Pj Harvey, Tori Amos gibi büyükbaşların şaşalı krallıklarında ona düşen yer, bahsi geçen isimlerin açtığı yolda yürüyen kızcağız pozisyonu gibi gözüküyordu belki ama Wright için bu hiçbir zaman dert olmadı. Ne de olsa bağımsız olmak, ‘uniq’ olmak için gerekli en önemli hususlardan biri. Bağımsız olmaktan kasıt elbetteki kendi ayaklarının üzerinde durabilmenin yanında, güçlü bir karakter ve bunu gerçekçi ve saygıya değer bir şekilde ortaya koyabilme becerisine sahip olmak demek aynı zamanda.
Indie dünyasının en güzel taraflarından biri de belki bu; o kadar albümünü dinleyip şarkılarına kendi hikayelerinizi yüklediğiniz isimler, yolda karşılaşsanız iki eski arkadaş gibi kucaklaşarak bir yerlerde bira içmeye gidebilme hissini uyandırırlar. Bu yüzden onlar özeldir, keşfedene aittir. Ona karşı en nahif hisleri besleyende kalması gerekir. Bu, belirli bir şeye zaafı olan herkes için geçerli bir haleti ruhiye; sinefiller müzik manyakları, kitap kurtları vs. Shannon Wright; PJ Harvey ve Courtney Love gibilerinin hükmü altındaki nevi şahsına münhasır kadınlardan mütevellit rockçı sahnesinde asla kendine büyük bir pay kapamayacak, bunda kendisinin vakur kişiliğinin de etkisi yadsınamaz ama bu durum, onun bir kadın olarak paylaştığı çok özel yönlerine vakıf olanları derinden sarsacak bir ‘şey’in sahibi olduğu gerçeğini de değiştirmiyor. O, dinleyeni ve kendisi arasında kalması gereken bir sır. Çoğul ortamlarda muhabbete dahil edilecek, üzerinde tartışmalar yapılacak kadar halka mal olası biri değil.
Wright’ın geleneksel Amerikan Folk müziğinden nasibini yeterli ölçülerde almış, ama bunu bilinçli olarak değil, oradan oraya atılan yıpranmış genç bir Amerikalı kadına yakışan doğal bir şekilde gerçekleştiren müziğinde bütün bu referanslardan çok daha önemli bir şey var. O da bir kadın olarak, iç dünyasına bu denli yıkıcı bir dürüstlükle bakabilmesi ve onu dışavurumunda gösterdiği cesaret. Böylesine içedönük gözüküp, dışavurumda bu kadar cömert olabilmesi Wright’la ilgili diğer bir çelişik ve ilginç bir durum. Hafif acılı ama inanılmaz derecede samimi hissedilen kadınsılığı ve öfkesini kaba bir zarafetle dökebilmesi ve her şeyin ötesinde insan olmanın hazin gerçekliğini fevkalade bir şekilde ifade becerisi onu güçlü kılan nitelikleri. Üstelik bir kadın müzisyen olarak gayet isterik ve sinir bozucu sonuçlara varabilmesi pek müsait bir yerde dururken o, deliliğini Betty Blue semptomlarından ziyade, şiirsel bir katharsis yolu izleyerek dışa vurmayı uygun buluyor. Onunki, alışagelmiş boyalı yansımayı külliyen ve doğası gereği reddeden bir duruş hakikaten. Wright’ın şarkı sözlerinin genel temasını yine birtakım içsel murakabeler ve mahkemeler oluşturuyor. Albümlerinde neredeyse bütün enstrümanları bilahare kendisinin çalması da bu özel durumunu kuvvetlendiriyor.
Florida doğumlu Shannon Wright, ilk gençliğinde burada ateşlenen punk hareketinden epey etkilenmiş ve her genç Amerikalının yaptığı gibi, yanına basçı Paul Howell ve davulcu Laurie Anne Wall’u alarak Crowsdell adında bir grup kurmuş. Yazık ki grubun ömrü plak şirketleriyle yaşadıkları sorunlardan dolayı gayet kısa, sadece iki senecik, sürünce Wright da, gitarı dışında elinde avucunda ne varsa satarak müzik piyasasından gına gelmiş bir şekilde New York’dan Kuzey Carolina’ya taşınmış ve bir arkadaşından ödünç aldığı piyanosuyla kendi kendine şarkılar yazmaya başlamış. Ortaya çıkan şeyleri çevresindeki insanlar çok beğenince, biraz da onların baskısıyla bir albüm haline getirmiş ve “Flight Safety” adı altında yayınlamış.
Yukarıda bahsi geçen enstrümanlar dışında Wright’ın buruk sesi ve birkaç basit ritim’le ruh kazanan albümdeki şarkıların sözlerine bir göz atacak olursanız, zaten Bayan Wright’ın hissettiği hayal kırıklığını birebir paylaşabilir ve kendinizi onun adına üzülürken bulabilirsiniz. Bu kayıtta Wright, kendine has bazı taktiklerle atonal armoniler arasında yoğun ve gergin bağlantılar kurarak klostrofobik bir atmosfer yaratıyor; öyle ki albümü üst üste birkaç kez dinlemek insanda camları kapıları açıp hava alma isteği uyandırabiliyor. Gerçekten hisli bir kayıt olmasına rağmen duygu sömürüsü cinlikleri yapmayan, kendi kendine konuşmalar tadında ilerleyen bir hüzne sahip, jilet gibi bir albüm “Flight Safety”.
Wright’ı müzikal olarak besleyen ve tetikleyen en önemli faktörlerden biri de hayatının sabit duramaması ve sürekli mekan değiştirme dürtüsü. İkinci albümünün ortaya çıkmasına sebep olan hamle ise yine ıssız ve kaotik şehirden uzak bir yere, bu sefer Alabama’ya taşınması olmuş. “Flight Safety”nin derinden iğneleyen melankolisinin biraz daha belirgin hissedildiği versiyonu olarak özetlenebilecek ikinci Shannon Wright albümü “Maps of Tacit”in genel haleti ruhiyesi bu defa biraz daha ironik, Tom Waits-vari bir karnavala buşalmış art pop havalarında seyrederken, minimale olan derin bağlılığından da ödün vermiyor. Bu arada zatı muhteremin kendine gelen özgüvenine de artık daha rahat ve ‘geniş yelpazede’ çığlıklar atma eğilimiyle tanık olabiliyoruz. Albümün yoğun hissiyatına sebebiyet veren çelişik vaziyetler de, Wright’ın şarkılarının dokusuyla oynadığı oyunları heyecan verici kılıyor. “Maps of Tacit”; Wright’ın maceracı ve kendine has bir kompozitör ve şarkıcı olarak bariz bir miktar yol kat ettiği, karanlık ve meydan okuyan içeriği ve deneysellikle olan haşır neşirliğinin parlaklığıyla da gelecek vaat eden bir albüm olarak hatırlanıyor.
Sonra gelen “Dyed in the Wool” ve geçtiğimiz yıl yayınladığı “Over the Sun” albümlerinde ise Wright’ın yolu fark edilebilir ölçülerde ‘sert’ virajlara girdi. Dehlizlerden sesler tabirine uygun bir barok niteliğine sahip önceki kayıtlarından farklı olarak bu albümler Wright’ın sesinin biraz daha yükseldiği, rock ‘n’ roll’la ilişkileri nispeten daha kuvvetli, ‘dışadönük’ kayıtlardı. Zaten artık bütün enstrümanları kendisi çalmayı da bırakmış, melankolisine eşlik edecek bol sayıda misafir müzisyen konuk etmeye de başlamıştı.
Shannon Wright’ın en son ve belki de en ‘mainstream’ numarası geçtiğimiz Kasım ayında ülkemizce de çok sevilen Fransız müzisyen Yann Tiersen’le (onu “Amelie” ve “Goodbye Lenin” soundtrack’lerinden, o da olmadı İstiklal Caddesi’nde sürekli dönüp duran, bol akordeonlu müziklerin sahibi olarak hatırlayabilirsiniz) birlikte bir albüm yapmak oldu. Basitçe “Yann Tiersen & Shannon Wright” adını taşıyan albüm gerçekten adından da anlaşılacağı gibi ikilinin müzikal karakterlerini, klişe bir deyimle ‘aynı potada eritmeyi’ mükemmel bir şekilde becerdikleri bir kayıt.
Sayın Freud röntgen aktivitesini insan evladının temel güdülerinden biri olarak kabul ediyor ve Wright’ın müziğine de bu noktadan psikanalitik bir müdahale yapabilmeyi mümkün kılıyor. Müzik dinleyerek başkasının, başkalarının dünyalarına bir şekilde dahil olduğumuz gerçeği, bu tecrübeyi enteresan kılan faktörlerden. Shannon Wright’ın müziğinde bu durum bazen rahatsız edici mertebelere çıkabiliyor. Onun kızgınlığı ve hissettiklerini bu kadar yoğun bir şekilde ifade etmesine tanık olmaktan huzursuzluk duyabiliyorsunuz. Wright da zaten izlenmekten hoşlanıyor gibi gözüküyor ama sırf izleyene zevk verme amacına hizmet edercesine değil, bu onun ‘gözlemlenerek’ anlaşılmak isteğinin getirdiği bir müsaade aynı zamanda. Her şeyden önce bir iletişim aracı olarak müzikle ilgili varılabilecek güçlü nihayetlerden birine giden yol da buradan geçiyor. |
|
| Pınar Üzeltüzenci |
|
| http://www.basatap.com/frame_content_detail.php?cID=219&p=440&pages=24 |
|