Seni gidi, digi gibi
İngilz diijtal dub sahnesinin önemli isimlerinden Vibronics, İstanbul konseri öncesi bstp’a el ense çekti.
Dub camiasının en üretken isimlerinden biri olan Vibronics 10 Ekim’de ilk kez İstanbul’da. Aslında bu bir dub producer’ının Türkiye’de bir dub soundsystem’la ilk buluşması. Bu buluşmayı özellikli kılan, müziğe göre ses sistemi anlayışıyla yapılacak ilk “dans” olması. Bu partilere dans denmesinin sebebi, bas yoğunluklu müzikler için tasarlanan bu ses sistemlerinin civarında gevezelik etmenin pek mümkün olmaması. Geriye sadece basın ayaklarınızdan midenize ve oradan kalbinize dolarak nabzınızla beraber atışına kendinizi bırakmak kalıyor. Steve Vibronics uçaktan Cuma günü inecek, ama biz onunla bunun öncesinde bir internet sohbeti yaptık.

"Dub'ın yeni soundu Vibronics" diye bir motton var. Bununla ne kastediyorsun?
Dub, stüdyoda yeni soundlar yakalamaya dayanan ve uzun süredir var olan bir tür. Etrafta bir sürü geçmişten etkilenilerek yapılmış sound var ve bence onlar da iyi. Ama gerçek dub’ı ileriye iten bir müzik yapmayı seviyorum.

Nisan ayında ‘UK Dub Story’ isimli yeni albümün çıktı. Senin dub hikayen nedir?
Benim dub hikayem 1990’da uzun zamandır güçlü bir reggae ve dub sahnesi olan Leicester şehrine taşınmamla başladı. Jah Shaka, Aba-Shanti-I gibi büyük dub sound system’larını dinlemeye başladım ve olayın tamamen içine girdim.

Peki 90’lardan önce müzikal olarak nelere odaklanmıştın?
O zamanlar daha çok punk ve indie dinlerdim.

İngiltere’de dijital dub’ın ilk zamanlarında insanların bu yeni türe tepkisi nasıldı?
Tıpkı şimdiki gibi, o zaman da çeşitli tepkiler alıyordu. Bazı insanlar 1970’ler ve 80’lerin başındaki gibi bir soundla dub dinlemek istiyorlardı; ama çoğu insan yapılan yeni işleri sevdi ki türün İngiltere’de hala popüler olmasının nedeni budur...

80’lerin dub’ını çağdaş dub’la karşılaştırdığında gördüğün en büyük fark ne?
Erken dönemde yapılan işlerin çoğu canlı enstrümanlarla gerçekleşiyordu ve katkıda bulunan çok fazla insan vardı. Şimdi ise biz bu müziği stüdyoda bir iki kişi yapıyoruz. Erken dub parçalarının bir diğer özelliği ise bir reggae parçasını almak ve bunu echo, reverb gibi stüdyo oyunlarıyla mikslemekti; oysa şimdi yapılan parçaların çoğu çıkışından itibaren dub olarak şekillendiriliyor.

Buradan görüldüğü kadarıyla İngiltere, bugün pek çok kentiyle dub’ın “başülkesi” konumunda. Bir sound yapıp ertesi gün onu dinleyici kitlenizle paylaşıyorsunuz. Çoğu yerde marjinal kalan bir türü bu yoğunlukta yaşamak nasıl bir his? Geri dönüşleri bu kadar hızlı alabilmek soundunuzu nasıl etkiliyor?
Müzik yapıp onu aynı hafta, hatta işi bitirdiğinizin gecesinde insanlara çalmak harika bir şey; ama bu reggae’de yeni bir şey değil. Jamaika’da müzik yapılır ve anında stüdyodan alınıp sound systemlarda çalınmak üzere götürülürdü.

Esin kaynakların neler?
Müzikal anlamda temel olarak etkilendiğim isimler Scientist, King Tubby, Lee Perry & Augustus Pablo gibi klasikler arasına girmiş Jamaikalı prodüktörler ve sesçiler. Russ Disciple, Manasseh, Dub Judah ve Iration Steppas gibi İngiliz prodüktörleri dinleyerek de epey bir şey öğrendim. Ama folk, elektronik, avant garde, punk gibi pek çok müzik türünü seviyorum; bu, upuzun bir liste olabilir!

Bir akustik projen olduğunu duydum; bu yeni bir şey mi, biraz bahseder misin?
Müziği stüdyoda yaptığımız için kendisiyle biraz oynayarak farklı bir şey yapma düşüncesini sevdim. Akustik proje tamamen şarkıcılara ve onların şarkılarına dayanıyor; böylece onlara ağır bir bas ve stüdyo hileleri olmadan da müziklerinin ne kadar iyi olduğunu insanlara gösterme şansını veriyoruz.

10 Ekim’de Türkiye’nin tek reggae&dub sound system’ı Dread Culture’la Club Clinic’te performansınız olacak. Aynı gece 12 Metreküp de çalacak. Geceyle ilgili hislerin neler?
İstanbul her zaman görmek istediğim bir yer olmuştur ve bu konuda epey heyecanlıyız. UK dub’ının çok iyi bilinmediği yerlere gidip dinleyiciyi türle tanıştırmak ise bizim misyonumuzun bir parçası. Hayat boyu vejeteryan olmuş biri olarak ise Türkiye’nin sebze yemeklerine bayılıyorum; yani her açıdan hazırım!

Kafandaki İstanbul nasıl bir yer?
Hareketli, heyecan verici ve ilginç!

Ayşegül Tuna & İstem Erdener
http://www.basatap.com/frame_content_detail.php?cID=1363&p=0&pages=29&title=Seni gidi, digi gibi&artist=Vibronics
1234567891011121314151617181920212223242526272829