Karanlık taraf
Küçükken bize; “-Oraya sakın gitme! Öcüler var orada!” derlerdi. Anja Schneider o öcülerin olduğu karanlık topraklara gitti. Ve dönüşünde yanında debut albümünü de getiriverdi.
Anja Schneider elektronik müzik prodüksiyonu yapmaya başlayalı çok uzun süre olmasa da, o çok uzun yıllardır bu endüstrinin içinde ve Berlin’in şu anki haline gelmesine ön ayak olan öncü isimlerden biri. Yıllardır Berlin müzik piyasasında adından söz ettiren, DJ setleri haricinde radyo programlarıyla da takdir toplayan bu DJane son olarak prodüksiyonlarıyla da sevenlerini mest etti. Japonya ve Güney Amerika turnelerinden kalan zamanlarda Paul Brtschitsch’le birlikte bir yıldan az sürede tamamladığı ‘Beyond The Valley’ albümüyle pastoral ses hikayeleri anlatan Schneider, karanlık tarafa da dokunuyor. Gizem ve bilinmeyene olan ilgisi albümün kapağına ve abüm genelindeki atmosfere de yansıyor.

Anja Schneider büyük bir ihtimalle bir önceki hayatında 1900’lü yılların başında Almanya’da yaşıyordu ve o uzun mayolardan giyip yazları Baltık denizinde serinliyordu. Yeteri kadar tekamül etmiş olacak ki bir sonraki hayatında da yine aynı coğrafyada kendini buldu. Bu sefer viniller ile haşır neşirdi ve müzikle uğraşıyordu.

Onca misafir Berlinli arasında öne çıkan en önemli kadın figürlerden biri. Kiss FM’de uzun yıllar prodüktörlük yapan ve 2000 yılından beri Fritz Radio’da ‘Dance Under The Blue Moon’ adlı popüler programı hazırlayıp sunan Anja Schneider, yeni albümü ve plak şirketleri hakkındaki içten cevaplarıyla karşınızda.

Elektronik müzikle ilk olarak nasıl haşır neşir oldun? Sonrasında radyo programcılığı ve prodüktörlük nasıl gelişti?
Elektronik müzikle ilk tanışmam Köln’deki Rave isimli kulüpte oldu. Hayatımda ilk defa orada bir DJ’i mix yaparken gördüm. O günlerde house müzik çalan DJ ise Hans Nieswandt’dan başkası değildi. Radyo maceram Berlin’de başladı. Program yöneticisi olarak işe başladım ve 7 yıl aralıksız aynı işte çalıştım. Sonrasında ise kendi radyo şovuma başladım. Radyo programım sürerken çalmam için teklifler gelmeye başladı, bu şekilde DJ’lik kariyerim de başladı. Bir süre sonra da Mobilee isimli label’ımı kurdum. Her şey çok doğal bir süreçte ve hep doğru zamanda gelişti. Fakat en başından beri aklımda olan şey bir label kurmaktı. Kuracağımı da başından beri biliyordum sanki.

İlk label’ın Mobilee’ye nasıl hayat verdin. Label’ı kurarken aklında neler vardı?
Genç, yaratıcı yeteneklere ismimi kullanarak bir platform yaratmak istedim. Onları müzik endüstrisine kazandırırken sevdiğim müzikleri de piyasaya sürebilmekti ana fikir. Her zaman genç sanatçılarla çalışmayı seçtim.

Retro ve siyah ağırlıklı solo albümünün kapağından da farkedileceği üzere 1900’lerin başlarına (özellikle 1910’lara) takıksın. Mobilee’nin grafik tasarım konsepti, tipografiden renklere kadar tüm seçimler hep o yılları işaret ediyor. Müzikal perspektifinin ve zevklerinin gerçekten bu dönemlerle direkt bir ilişkisi var mı?
Evet, var. Mimari va tasarım anlamında 20. Yüzyılın başlarını çok seviyorum. Büyük bir Bauhaus hayranıyım. Ludwig Mies Van Der Rohe’nin aforizmaları “Less is more” ya da “God is in the details” aynen Mobilee için de geçerli.

Elektronik müzik sahnesinin gidişatı ve Berlin scene’inden memnun musun?
Berlin’de yaşadığım ve tüm bu sahip olduğumuz gece hayatına dahil olabildiğim için çok mutluyum. Pazar öğleden sonraları Panorama Bar ya da Club der Visionäre’ye gidip arkadaşlarınızı görmek ve güzel müzik dinlemek gerçekten harika. Berlin sürekli çalışan ve üreten yaratıcı insanlarla dolu. Bu tür bir atmosferin şu anda dünyanın başka bir yerinde yakalanabileceğini sanmıyorum. Elektronik müziğin gidişatından gayet memnunum, dünyanın dört bir yanında, bir sürü harika sanatçı var. Her an yeni bir parça yayınlanıyor ve hepsini dinleyebilmek neredeyse imkansız hale geldi. Bundan iyi ne olabilir ki?

Debut albümün ‘Beyond The Valley’i bitirmek ne kadar zamanını aldı? Hakkında neler hissediyorsun?
Prodüksiyon ortağım Paul Brtschitsch’le birlikte albümü 6 aydan biraz daha uzun bir sürede tamamladık. Sonuçtan oldukça memnunuz. Albümün yayınlanma sürecinde oldukça heyecanlandım ve biraz da endişelendim aslında. Çünkü sonuçta başkasının değil kendi yaptığın müziği insanlara sunuyorsun ve bu oldukça içsel, zaman zaman zor bir süreç. Plak dükkanında bana ait bir plak gördüğümde hala heyecanlanıyorum örneğin.

Albümün adını neden ‘Beyond The Valley’? Biraz da kapaktan ve art direction’dan bahseder misin?
Her şeyin mümkün olduğu bir yer yaratmak istedim. ‘Beyond The Valley’ herhangi bir yer, her yer olabilir. Sana kendin gibi olabilme şansı veren bir yer. Etrafında olan kötü şeyler ve seni saran, pozitif enerji yayan bir ışığın olduğu yer. Her zaman karanlık taraftan da etkilendim ve hayatım boyunca saklanacağım, kendimi koy vereceğim bir yer bulmakla uğraştım. ‘Beyond The Valley’ işte tam böyle bir yer.

Albümdeki en favori şarkın hangisi?
Bu soruya düzgün bir cevap vermem mümkün değil çünkü kararlarım moduma göre gündelik değişiyor. Mesela bu gün ‘Cascabel’, dün ise ‘Red Riding Hood’du.

Sanırım ‘Mole’ albümden çıkan ilk single’dı. Başka single’lar da gelecek mi?
Hala bunun üzerinde düşünüyoruz, belki senenin sonuna doğru olur. Şu anda aklımda başka projeler ve fikirler var. Ayrıca bazı remixer’larla da görüşmeler sürüyor. Harika bir dönem geçiriyorum aslında. Her şey benim açımdan oldukça iyi gidiyor.

Neden başka bir label daha? Ve neden Leena? Leena’nın ses spektrumundan ve müzikal vizyonundan biraz bahseder misin?
Leena dostlarımızın ve saygı duyduğumuz insanların plaklarını yayınlayabilmemiz için yaratılmış bir label. Mobilee aile yapısı olan bir plak şirketi ve oldukça yoğun bir yayın trafiği var. Mobilee’de herkes bir arada bir aile gibi çalışıyor ve üretiyor. Mobilee booking’i de sırf bu yüzden kurduk. Her sanatçımızla ayrı ayrı ve çok çalışabilmek için.

Eğer bir yerlerde çalmıyorsa, Anja Schneider’in bir günü nasıl geçer?
Uyandığım zaman hemen koşmaya giderim. Aslında biraz zor oluyor ama her gün bunu yapmaya çalışıyorum. Sonrasında günüm Mobilee ofisinde geçer. Her zaman beni bekleyen bir sürü iş olur ve her gün birçok yeni karar almam gerekir. Sonra ise haftalık radyo şovum için hazırlık yaparım. Geri kalan zamanda ise Paul Brtschitsch’le stüdyoda buluşup yeni prodüksiyonlar ve remix’ler üzerinde çalışırız.

Şu günlerde en çok hangi sanatçıları ve DJ’leri seviyorsun?
Öncelikle tüm Mobilee sanatçılarını! Şaka bir yana etrafta bir sürü iyi prodüktör var. Sadece bir kaçının ismini vermek bence adil değil aslında ama Mathias Kaden, Onur Özer, Steve Bug, Vincenzo, Jamie Jones gibi isimleri şu günlerde çok tutuyorum.

Nudisco ve deep house’un yeniden popüler olmaları konusunda ne düşünüyorsun?
Her zaman yeni sound’lar için yerim vardır. Her müzik türüne ve janrına da fazlasıyla saygı duyuyorum. Her zaman benim stilim olmasa da anlamaya çalışıyorum. Eğer yeni seslere açık olmazsan hiçbir zaman kendi sound’unu ilerletme şansına sahip olamazsın diye düşünüyorum.

Müzik kariyerin ve label’ların için gelecek beklentilerin neler?
Her zaman başarılarımızın devam etmesini ve 2011 yılında hala vinil satıyor olmayı istiyorum. Hala birlikte bir aile olalım.

Son olarak İstanbul ve Türkiye hakında neler biliyorsun? Burada çalmak ister misin?
Bunun için ölürüm desem yeridir! İstanbul benim için dünyadaki en ilginç ve etkileyici şehirlerinden biri. Orada sadece bir gün geçirmeme rağmen atmosferine hayran kaldım ve bir dahaki sefere çok daha uzun kalmak için can atıyorum!
Christopher Çolak
http://www.basatap.com/frame_content_detail.php?cID=1358&p=0&pages=29&title=Karanl%C3%AF%C2%BF%C2%BDk taraf&artist=Anja Schneider
1234567891011121314151617181920212223242526272829