Çürümeye yüz tutmuş, çekiştirilip sündürülmüş minimal techno'nun gerçekten minimal olduğunu hissettiren albümlerin sayısı senede bir elin parmağını geçmiyor. Geçtiğimiz sene False'un üzerimizde bıraktığı etkinin bir benzerini, uzun yıllarını klasik müzik eğitimi alarak geçirmiş Akiko Kiyama'nın bu sene District of Corruption'dan yayınlanan debut albümü ‘7 Years’ ile hissetmek mümkün. Her biri kendi minik evrimlerini geçiren ve beynin kıvrımlarını gıdıklayan 11 parçanın nasıl bir beyinden çıktığını merak etmemek mümkün değilken, Akiko Kiyama'yı sorguya çekmek de kaçınılmaz bir hale gelmişti...
Klasik müzik eğitimin techno prodüksiyonlarında sana nasıl fayda sağlıyor?
Klasik müziğin sanırım bana en büyük etkisi müziği nasıl dinlediğim, ona nasıl dokunduğumla ilgili. 17 sene boyunca piyano çaldım ve şan eğitimi de aldım. Bach'ın Fuge'sini çalarken her akoru hissetmem ve her notaya sesimle eşlik etmem gerekiyor. Müziği nasıl polifonik olarak dinleyeceğimi öğrendim sanırım.
Japonya'dan Berlin'e taşınmaya nasıl karar verdin? Tokyo'ya dönme planların var mı?
Tokyo'dayken Avrupalı label'lardan, örneğin Contexterrior, Safari Electronique ve Sud Electronic'ten zaten plaklar yayınlamıştım. Tokyo'yu çok seviyorum ama Avrupa'da sık çalacaksam her seferinde o uzun uçuşları yapmam aşırı zor. Avrupa'da yaşamak durumunda kaldım ve benim mesleğim için en iyi yerin Berlin olduğunu düşündüm. Çok fazla sanatçı var ve büyük bir techno komünitesi var burda. Tokyo'ya ne zaman geri dönerim bilemiyorum şimdilik.
Techno'daki erkek egemenliğine ne diyorsun? İsmi duyulan çok fazla kadın DJ yok.
Bunu söyleyen çok fazla kişi var ama benim için o kadar mühim bir şey değil. Ben asıl kendimden başka Asyalı kadın technocu bulamadığım için kendimi yalnız hissediyorum.
Senin müziğinde Richie Hawtin ve False'u anımsatan büyük bir karanlık var. Başkalarıyla kıyas edilmek sana kendini nasıl hissettiriyor?
Karanlık konusunda bir benzerlik olduğu söylenebilir, evet, ama bilemiyorum... Onların işlerini çok takdir ediyorum ve benim müziğim onlarla kıyas edilmeye değer görülüyorsa, bu benim için büyük bir onurdur.
Kompozisyonlarını nasıl yapıyorsun? Orda burda duran sample'lar ve parçaları bir araya mı getiriyorsun, yoksa bir parçaya başlayıp baştan sona onun üstünde mi çalışıyorsun?
Genelde teker teker üstlerinde çalışırım. Sonra tam bitmemiş olan parçayı alıp bir setime koyar, diğer seslerle nasıl etkileşime girdiğine bakarım ve elimde hazır bulunan başka parçalarla karıştırıp nihai parçaya ulaşırım. Genellikle yöntemim bu. Teker teker üstlerinde uğraştığım zaman parçalara çok yakın hissediyorum kendimi. O sound'dan biraz uzaklaşıp büyük resmi görebildiğim zaman anlayabiliyorum ancak durumu.
Senin minimalizme yaklaşımın sırf minimal olsun diye yapılmış değil de, gerçekten kendi başlarına sağlam durabilen bütünlüklü işler kotarabilmek için minimalizmi bir araç olarak kullanır gibi. Minimal teriminin bu kadar içinin boşaltılması hakkında ne düşünüyorsun?
Son zamanlarda dünyada haddinden fazla minimal müzik yapıldığının farkındayım. Fakat minimal adı verilen müzikler aslında gerçekten minimal değil çünkü her 4 loop'ta, her 8 loop'ta bir çok fazla editlenmiş haldeler, bilemiyorum... DJ'lerin kullanımı için çok fazla break kullanılıyor. Gerçekten gerekmeyen bir şeyi silmenin tam tersi bu. Benim için gerçekten minimal olan müzikler 5-6 yıl öncesinde kalan Archetype, Stewart Walker gibi şeyler. Onlarda hislerden daha uzak ciddi bir şeyler vardı ve bence bu durum bir güzellik yaratıyordu.
Parçalarını yaparken duygusal ilhama ihtiyaç duyuyor musun? Yoksa daha düşünsel bir şey mi senin için?
Parça yapmak için duygusal bir ilham gerekmiyor benim için, çünkü müzik yapmak daha ziyade benim hayatım gibi. Yapmaya ihtiyacım var, ben de yapıyorum. Açıkçası bitmiş sound'un nasıl olduğu, nasıl dinlendiği benim için çok da önemli değil, yapıyor olma aşaması daha önemli. Hayat her zaman güzel değil, bazen de zor ve üzücü. Normal zaman akışından kaçıp vücudumdan bir şeyler çıkarıyor gibi hissediyorum müzik yaparken. Bir parçayı bitirdiğimde her şeyi aşağıda tutan yerçekiminden biraz kurtulmuş gibi hissediyorum. Bu hissi yaşayabilmek için müzik yapmaya devam ediyorum.
Neden ‘7 Years’? Bu son 7 seneden önceki dönemin de şu anki müziğine bir etkisi yok mu? 7 sene önce ne oldu?
Uzun lafın kısası, 7 sene önce kendi müziğimi yapıp benim de müziğe bir şeyler vermem gerektiğini hissettim. Çünkü müziği çok seviyorum ve daha iyi tanımak istiyorum onu. Bu albüm benim son 7 senede neler yaptığımın, düşündüğümün ve hissettiğimin bir raporu gibi.
‘7 Years’ı yayınlamak hayatını değiştirdi mi? Birkaç sene öncesine gidersek, 2008'de bir albüm çıkaracağını düşünür müydün?
Albümden sonra İngilizce röportajlar vermeye başladım, o var! Müzik ve benim aramdaki bağı düşünmek için iyi bir fırsat oluyor. Birkaç sene önce bir albüm yapmayı filan düşünmüyordum. Berlin'de yaşayacağımı ve prodüktörlük yapıyor olacağımı da beklemiyordum hiç...
Vaktini techno dinleyerek mi geçiriyorsun? Seni kimlerin müziği heyecanlandırıyor bugünlerde? Tüm zamanların en iyi 3 albümü ne senin için?
Techno'yu parçalar halinde dinlemiyorum açıkçası, başkalarının mix'lerini dinliyorum. The Ghost of a Saber Toothed Tiger son favorilerimden. Müzikleri ve sözleri çok güzel. Fumiya Tanaka'nın Mix.Space.Sound'unu tekrar dinlemeye başladım bir de. En iyi 3 albüm ise şunlar:
Sutekh – Incest Live
Sean Lennon – Friendly Fire
Björk - Post
|