|
 |
|
|
| Çağdaş klasik müziğin iki tarafı var gibi; Sylvain Chauveau ve Max Richter gibi popüler isimler, bir de daha ciddi ve akademik yaklaşanlar. Bu iki grubun arasındaki çizgiyi bulandıran Nico Muhly ise, bulanıklığı bstp için berraklaştırıyor. |
|
Az ve öz şiarıyla yoluna devam edip yayınladığı her albümle turnayı gözünden vurmayı başaran İzlanda merkezli Bedroom Community label'ı, bu ay Nico Muhly'nin ikinci albümü ‘Mothertongue'ı yayınlıyor. 2006'da gelen debut albüm ‘Speaks Volumes’ her ne kadar Muhly'yi geniş kitlelere tanıtan ilk albüm olmuş olsa da, kendisi aslında çağdaş klasik müzik çevrelerinde atın çocuk muamelesi gören dev bir yetenek; popüler işlerinin yanı sıra film müzikleri ve orkestral klasik kompozisyonları onun profesyonel hayatının büyük bir parçasını oluşturuyor.
Björk'e prodüktörlük yaptığı günlerden bu yana her işiyle kendini daha da geliştiren, deneyselliği düşünsellikle çiftleştiren Muhly'nin yeni albümü ‘Mothertongue’ üç ana parçadan oluşup, dilin insan hayatına ve kimliğine olan doğal etkileri üzerine bir deneme niteliği taşıyor. Mezzo-soprano Abigail Fischer, vokalist ve tromboncu Helgi Hrafn Jónsson ve yine Bedroom Community'den tanıdığımız folk yeteneği Sam Amidon'un vokalleriyle süslenen Mothertongue bizi o kadar heyecanlandırdı ki, Muhly'yi sorgulamak durumunda kaldık.
‘Speaks Volumes'a gelen pozitif tepkiler hakkında nasıl hissettin? Yayınlanmadan önce böyle olacağını tahmin ediyor muydun, yoksa taa Türkiye'de takdir edilmen seni şaşırtıyor mu?
Birilerinin satın almış olması bile beni epey şaşırttı! Ama bir yandan da canlı çaldığımda insanların müziğime olumlu tepkiler verdiğini biliyorum, bunun kayıda geçişte de devam etmesi hoş bir sürpriz. Benim için müzik dille ve özellikle İngilizce'ye olan aşkımla çok alakalı, o yüzden bunun Türkiye'ye, Çin'e, Japonya'ya da dönüşebiliyor olması harika.
‘Mothertongue'ın ‘Speaks Volumes'a benzer bir albüm olmasını bekliyordum, bambaşka bir şey duymak beni şaşırttı. Label'ın, Bedroom Community'deki arkadaşlarının Ben Frost, Sam Amidon ve Valgeir Sigurðsson'un üstünde etkileri olmuşa benziyor?
Evet, kesinlikle! Aslında bu daha çok Bedroom Community'nin deneyselliğe yer veren ruhundan kaynaklanıyor. Pişen yumurta sesi, artı bir folk şarkıcısı, artı bıçak sesleri gibi formüllerden beslenen bir kompozisyon yapabiliyor olmam ve bunun da tutarlı olabilmesi fikri Valgeir'in İzlanda'daki stüdyosundaki atmosferden çıkan bir şey.
İnsan sesiyle deneyler yapma fikri nerden çıktı? ‘Mothertongue’ çok soyut olsa da bir taraftan insanın hislerine çok yakın duruyor; burda aktarmak istediğin neydi?
İnsan sesinin ilk ve birincil enstrüman olmasını anlamaya çalışıyordum. Bu yüzden ‘Mothertongue'da vokaller vokalistin zihninin bir kataloğunu oluşturuyor: adresleri, anadili, kişiliğini oluşturan veriler ve kodlar... ‘Wonders'da ses evin ve uzakların bir enstrümanı haline geliyor – yolculuk ederken yanınıza aldığınız şey yani. ‘Wonders'da jetlag hissinin bilinçli bir sunumu olan bir yalnızlık, aylaklık zihniyeti var. ‘The Only Tune'da ise ses folk geleneğiyle, veya milliyetçi geleneklerle iletişime geçen bir varlık; belirgin bir biçimde Amerika'ya ait bir şey yaparken bir taraftan kendimi de sunma deneyim gibi. Bir nevi benim kendi kafamda yankılanan, bana ait bir folk biçimi!
Şimdi zor bir soru: ‘Mothertongue'daki üç ana parçayı üçer kavramla tanımlayabilir misin?
‘Mothertongue’: Belgeci, içe dönük, dev coşkulu
‘Wonders’: Ev özlemi, bulantı, hasret
‘The Only Tune’: Amerikan, gotik, aceleci
Bestelemeye başlamadan önce epey hazırlık yaptığını duydum; bu hazırlık nasıl oluyor? Senin müziğinde düşünceleri ve hisleri adeta duyabiliyor gibiyiz. Bunlar doğal olarak mı bir araya geliyor, yoksa bilinçli düşünsel kararlar mı veriyorsun?
Hem son derece bilinçli, hem de çok doğal! Bu ikisi birlikte işleyebiliyor bence. Sürekli farklı farklı şeyler düşünüp defterime not alıyorum, düşüncelerimi organize ediyorum. Bu tam bir hazırlık evresi – mesela ne yemek yapacağınızı bilmeden önce soğan doğrarsınız, ama soğanı doğramadan önce de soğana ihtiyacınız olduğunu bilmeniz gerekir. Müzik yapmaya hazırlanmak yemek yapmaya hazırlanmaya birçok yönden benziyor aslında. Eğer her şeyi önceden hazırlarsanız, parçalara bölerseniz, birlikte nasıl uyumlu olacaklarını bulursanız yapması hızlıca ve temizce hallediliyor.
Çağdaş klasik müziğin iki tarafı var gibi; Keith Kenniff, Sylvain Chauveau ve Max Richter gibi popüler isimler, bir de daha ciddi ve akademik yaklaşanlar. Sen bu iki grubun arasındaki çizgiyi bulandırıyorsun adeta. Müziğinin nereye ait olduğu hakkında bulamadığım nedir, bana yardımcı olur musun?
Haha, keşke bilseydim! Bu stilistik sınırlar meselesi hakkında pek fazla düşünmüyorum. Sanırım benim zeminimin garipliğinden kaynaklanıyor: yani 16. yüzyıl İngiliz koro müziği ile Amerikan minimalizmi bir arada. Diğer her şey 18 yaşından sonra öğrendiğim arayı dolduran şeyler. Bir de benim müziğimin Richter ve Chauveau'ya nazaran daha notasyona ve detaya saplantılı bir hali var gibime geliyor; tam olarak ne orda ne de burda. Ve tabii hala konserlerde çalınması için orkestra müziği yazıyor olmam var, bu da her şeyi bir çeşit kontrol altında tutuyor.
nicomuhly.com'daki blog'unu okuması her zaman çok keyifli, bu blog'un sana faydası ne oluyor? Yazmak hiç sıkıcı bir zorunluluk haline geliyor mu?
Blog yazmaya bayılıyorum, harika bir şey! Aslında ilk başta adını blog koymak istemedim ama bir şekilde öyle oldu ve alıştım. Düşüncelerimi organize etmenin bir başka yolu da bu. Yazı yazmayı seviyorum ve bir besteci olarak çok fırsat bulamıyorum. Blog'umu yarı-formal bir stilde yazdığım için pek kullanmadığım bir kası çalıştırmak gibi geliyor biraz. Hiçbir zaman sıkılmıyorum bundan, çünkü bir yazıyı yetiştirmem filan gerekmiyor, canım ne zaman isterse, ne zaman söyleyecek bir şeyim olursa o zaman yazıyorum. Bir de annemin nerde olduğumu bilmesi için iyi bir yöntem.
Bir New York'lu olarak Bedroom Community'nin merkezi İzlanda hakkında ne düşünüyorsun?
İzlanda'ya aşığım. Aynı anda hem küçük bir şehir, hem büyük bir şehir; hem küçük bir ülke, hem büyük bir ülkeyi çağrıştırıyor bana. Doğa şehre o kadar yakın ki üstünde dolaşıyor gibi. Organik dünyanın büyük hareketleriyle her zaman bir bağ var, bir yandan da şık İskandinav ahşap teknolojisiyle de donatılmış durumda, İkea vs. gibi. Bir de orda herkes müzisyen ve müzik yapmaya çok büyük bir saygı duyuluyor.
Sam Amidon ve Doveman'le yapacağınız Kuzey Amerika turnesi neye benzeyecek? Beraber mi çalacaksınız ayrı ayrı mı?
Sırayla da yapacağız, beraber de çalacağız. Tam olarak nasıl organize olacağını aslında şu an bilmiyorum, ama öyle bir şekilde yapacağız ki tek bir sette odaklar üçümüz arasında sırayla değişecek. Ama sanırım hepimiz her zaman sahnede olacağız.
Bu turne dışında yakın gelecek için planların neler?
Paris Opera'sı için bir bale yazıyorum, ikiz bir çift için bir piyano üçlemesi yazıyorum. Antony and the Johnsons'ın Antony'si için bir turne yöneteceğim, kendisi benim yakın arkadaşım.
Bugünlerde seni heyecanlandıran albümler var mı? Bugüne kadar duyduğun hiçbir şeye benzemeyen bir şeylerin adını verebilir misin?
Son zamanlarda çok beğendiğim birkaç şey var... Komik bir besteci var Son Lux adında, onun bağımlı olduğum bir albümü var. R&B kategorisinde, The Dream'i hiç duydun mu? Süper beat'ler, garip vokaller. Bilmem ki başka ne var, o kadar çok şey dinliyorum ki! Sigur Rós'un yeni albümü de çok heyecan verici ve tempolu olmuş...
|
|
| Erdem Taşdelen |
|
| http://www.basatap.com/frame_content_detail.php?cID=1353&p=0&pages=29&title=Dilin kemi%C3%AF%C2%BF%C2%BDi&artist=Nico Muhly |
|