Civa kıvamındaki şarkılar
Jenerasyonunun en önemlileri arasında gösterilen Amerikalı şarkı yazarı Mark Kozelek, Red House Painters’dan sonra kurduğu grubu Sun Kil Moon’un yeni albümüyle şiirsel anlatımına devam ediyor.
Sun Kil Moon'un üçüncü albümü 'April' yalnızlık temasıyla başlıyor. Sonbahar, sis, gölge, yağmur, babanın yün paltosu ve annenin kokusu. Açılış parçası 'Lost Verses'da grubun beyni Mark Kozelek, geçmişte kalan sevgililerinin ve eski arkadaşlarının onları çok sevdiğini bilmelerini istiyor. Sanki ölüme göz kırpan, son demlerini yaşayan bir adamın sözleri bunlar.

Ohio doğumlu Kozelek, 10 yaşında uyuşturucu bağımlısı olmuş, rehabilitasyona girmiş. Yaşadığı travmatik gençlik döneminin vücuduna zerk ettiği zehirleri müzikle kusmayı yeğlemiş. Bugün 41 yaşında olan Kozelek yaşayan en değerli Amerikalı şarkı yazarlarından biri olarak görülüyor. 90'lardaki grubu Red House Painters ile hüznün sesini yaratan bir sanatçı. Ağır ağır ilerleyen folk-rock şarkılarının vücut bulduğu 'Ocean Beach' ve 'Songs For A Blue Guitar' gibi slowcore albümler yıllar sonra bile dinleyenlerin omuzlarına taşınmaz yükler bindirebilen, içlerinde onulmaz yaralar açabilen eserler. Red House Painters bir noktada plak şirketlerinin çarklarında eridi belki ama Kozelek tarzını değiştirmeden, eğilip bükülmeden en iyi bildiği işi inatla yapmaktan vazgeçmedi. Biraz daha soyundu, hayatından daha özel ayrıntılar yansıttı, mikrofonun arkasına çırılçıplak geçmekten çekinmedi. Sadece AC/DC ve Modest Mouse cover'larından oluşan albümler çıkartıp aslında o şarkıları kendisinin yazdığına bile ikna etti herkesi. Solo albümler yayınladı, Sun Kil Moon ismiyle tekrar bir grup toparlayıp sıfırdan başladı. İsimler ne kadar değişirse değişsin, yolculuğun istikameti hep aynı kaldı.

Sun Kil Moon, adını 80'lerin şampiyon boksörü Koreli Sung-Kil Moon'dan almış. Bu şiddet çağrışımı sessiz sakin müzikler yapan bir grup için garip görünebilir ama her şarkı yumruk gibi iniyor dinleyenin üstüne aslında, sersemletiyor, yeri öptürüyor. Grup, her ne kadar ilk albümü 'Ghosts Of The Great Highway'i 2003'te çıkartsa da uzun bir hikayenin reenkarnasyonu sadece. Kozelek'in geçmişi anmak ve kafasındaki şeytanlarla yüzleşmek için kullandığı bir mecra. Müzisyen 'April'daki bütün şarkıları kendisi yazmış, bütün gitarları kendisi çalmış ve ara sıra çatlayıp müziğin insaniliğini anımsatan bilge vokallerini esirgememiş. Müzikal açıdan yeni bir şey yok, zaten Kozelek'in külliyatını bilen birinin beklemediği bir şey değişiklik. Tekrar eden basit ve orta tempoda gitar melodileri 'Unlit Hallway', 'Moorestown' ve 'Tonight The Sky' gibi klasik olmaya aday şarkıları alıp götürüyor. Tek bir şarkının içerisinde pek bir değişiklik olmuyor. Yer yer gitarlara düşük voltajda ceryan verilmesi, banjo sesleri ve Ben Gibbard (Death Cab For Cutie) ile Bonnie Prince Billy gibi vokal destekleri haricinde çoğu şarkı başladığı gibi bitiyor. Kozelek yazdığı şarkılarda zamana acımıyor, tek bir melodiyi 10 dakika sürdürüp anlatmak istediklerini tane tane anlatıyor. Buna ihtiyacı var, bahsettiklerinin yoğunluğu kapsül gibi üç saniyede sindirilebilmeye müsait değil. Şarkıların içerisinde yaratılan minik girdaplar en dikkatsiz dinleyiciyi bile içine çekiyor, mesai harcatıyor.

Ancak albümün can alıcı özelliği bazen dinleyeni Kozelek adına utandırabilecek kadar kişisel ve samimi sözleri. Öyle ki albüm bir nebze müzikleri üzerine çok çalışılmış bir şiir albümü gibi. Sürekli bir geçmişle alıp verememe, yaşananları temize çekme, hayaletlerle barışma, anma ve manalandırma çabası mevcut. Zamanında gezilen şehirlerin haritaları ve eski arkadaşların gülümseyen fotoğrafları çekmecelerden dökülüyor. Onlarca şehir otobüsler ve trenlerle değil de hatıralar vasıtası ile geziliyor, hangi şehirde olunursa olunsun başka bir şehir özleniyor. Adı artık hatırlanamayan kasabalar ve sevgililer resmi geçit yapıyor. Pencereler ağlaşıyor, mum ışıklarıyla aydınlanan mavi bir odada bir kadın yaşıyor. Bu isimsiz kadın her şarkının odağında duruyor, Kozelek'in 'şimdi'yle olan yegane bağlantısını oluşturuyor. Ruhu ancak vahşi bir meşe ağacından yontulmuş olabilecek bu kadına yaklaştıkça müzisyenin içinde bir yerler hissizleşiyor. Milyonlarca hayat paylaşılan, ağladıkça keman sesi çıkaran, sandalyede uyuyakalmışken bile, sessizce nefes alıp verirken bile huzur verebilen bir kadın bu. Okul günlerinde kalan, boş hayaller uğruna geride bırakılan, hafızadan silinemeyen okyanus gözlere sahip bir kadın. Çoktan ölmüş, ancak Kozelek'in varlığıyla ışıldayabilen bir kadın. Ne kadar geçmişe gülümseyerek yaklaşılmaya çalışılırsa çalışılsın, geleceğe dair tasarılar yapılıp düşler kurulursa kurulsun hayaletler kapı aralıklarında dolaşıyor.

'April'in siyah-beyaz kapağında tavandaki bir lambayı görüyoruz. Kozelek hayatı boyunca o lambanın gri ışığına ulaşmaya çalışmış. Bunu başaramamış, teselli olarak yanına civa kıvamında onlarca şarkı kalmış. Bu işten bir tek biz karlı çıkmışız.
Yiğit Atılgan
http://www.basatap.com/frame_content_detail.php?cID=1340&p=0&pages=29&title=Civa k%C3%AF%C2%BF%C2%BDvam%C3%AF%C2%BF%C2%BDndaki %C3%AF%C2%BF%C2%BDark%C3%AF%C2%BF%C2%BDlar&artist=Sun Kill Moon
1234567891011121314151617181920212223242526272829