Yeni olabilmek halen mümkün mü?
70'lerin Almanya'sından gelen krautrock mirasını 2000'lerde kimse Cloudland Canyon gibi yorumlayamadı. Yarı Alman yarı Brooklynli grup, ilham kaynağını güncel müziklere uyarlamak yerine, zamandan bağımsız bir müzik yaratmayı amaçlıyor.
90'lardaki gibi türler açısından çığır açıcı bir dönemde değiliz. Türlerarası olmak bile yeni değil, artık türlerüstülüğün sözünü ediyoruz. Yeninin arayışı müzikal bağlamda çoğu zaman zorlama sonuçlar verirken, zamansızlık ya da eskiye getirilen farklı açılımlar daha cazip sonuçlar veriyor. Psychedelic mirasına Japonlar, Finliler, metalciler, folkçular derken herkes ayrı bir koldan saldırmış durumda. Country, folk, blues; hepsi tekrar ve farklı şekillerde yorumlanıyor, ama krautrock burada hep daha uzak bir noktada yer aldı ya da biraz sakil örnekleri verildi. Belki evrenin uçsuz bucaksız sınırlarını kapsamaya çalışırken bile belli bir coğrafyanın kanını taşıyan insanların genlerinde varolmasındandır. Belki de başlı başına bir tür olarak değerlendirilmesi bile tartışılacak kadar farklı etkileri içerdiğinden bir tür olarak ele alınıp yorumlanması zordur.

Harmonia, Can, Popol Vuh, Cluster ve Amon Düül gibilerin yeniden yayınlanan kayıtları ya da remixleri bizi hayli hayli idare ediyordu ama yine de krautrock'ın belli bir elemanını alıp müziğine güzelce yedirenler de olmadı değil. Health, Deerhunter, Liars gibi. Ama müziklerine aldıkları yer hep aynıydı, o da motorize ritim anlayışı. Ritim temelli synth-sever gruplardı bunlar çoğunlukla. Growing synth'lere ağırlık verip ambient üzerinden tanımlamasıyla aralarından ayrıldı belki ama krautrock'ı 2000'lerde kimse Cloudland Canyon gibi algılayamadı. Bu uzun giriş yanıltmasın, Clodland Canyon krautrock yapıyor diyemeyiz doğrudan. Onların benzersizliğini tanımlamayı güçleştiren, bu kalıba oturtulamasalar da krautrock'ın atmosfere yaydığı sesleri gelecekten geri getirebilmeleri.

Psychedelic dinleyicisi de ambient dinleyicisi de hatta abartma payıyla noise dinleyicisi de Kip Uhlhorn ve Simon Wojan'dan oluşan ikiliyi kendi türlerine dahil ediyor ve bunda sırıtan hiçbir şey yok aslına bakarsanız. Ne sıradışı ne de ilk kez duyulmuş sesler üretiyorlar; ama yola çıktıkları fikir de yeni, onu icra edişleri de.

Tee Pee'den çıkan ilk albümleri ‘Requiems der Natur 2002-2004’ gün yüzü gördüğünde o kadar da ses getirmedi belki ama albümün ulaştığı insanlar biraz şaşkındı. 80'lerin progressive gruplarından olduğu kadar Terry Riley'nin temsil ettiği erken dönem elektronik müziklerden kopup gelmiş synthler, ambientvari meditatif bir sükunet üzerine öyle aralıklarla eklenmişti ki... Arada çıkış yapan Almanca bir vokal ya da gelişen bir bateri attağı bizi 70'lerin Almanya'sına sürüklese de uzaydan da geliyor olabilirdi bu müzik, uçsuz bucaksız bir çölden de. Tek bildiğimiz fazla insan barındırmayan ve zaman sisteminin fazla bir şey ifade etmediği bir yerden olduğu.

‘Silver Tongued Sisyphus’ EP'si ikilinin 90'lar sonrası avantgarde-deneysel akımların takipçileriyle çok sıkı ilişkiler kurmasını sağlayan kayıttı. Kranky etiketinin bunda payı büyük. Sadece 2 parçadan ve yaklaşık 30 dakikadan oluşması hiç de kısa gelmiyordu, çünkü Cloudland Canyon'ın müziği kendi içerisindeki döngüler bir yana üstüste loop'a alınma isteği uyandıracak bir müzik. A yüzündeki 'Dambala'da olduğu gibi ne tam halüsinatif, ne de zorlu bir deneyim yaşatan, gayet melodik bir müzik. B yüzündeki 'Silver Tongued Sisyphus'un sonlarında giren etkileyici distorte vokal ve monoton bateri gibi dikkati ayakta tutan anlara sahip.

Başka bir Kranky yerlisi Lichens'le kaydettikleri 30 küsur dakikalık ‘Exterminating Angel’sa hem akıllarının kaydığı dönemleri akla getirip hem zamanın dışına çıkabilmeyi en fazla başardıkları albüm oldu. Adını bir Buñuel klasiğinden alan EP, krautrock mirasının kırıntılarını yerküreden de öte kainata yaydı. Lichens'in drone sever psych-ambientının karanlığını alıp başka bir gezegende doğan güneşin synthleriyle nötralize ettiler. "Ritim olmadan krautrock nasıl hissettirilir"den, "ambient ve progressive arasındaki ayrım nasıl yokolur"a, akla bile gelmeyecek soruları cevapladı ‘Exterminating Angel’.

2 hafta önce Kranky'den gelen ‘Lie in Light’ ile nihayet "evet haklısınız, krautrock'a bayılıyoruz" dediler sanki. Artık soru sormayın dercesine albümün açılış parçasının adı bile ‘Krautwerk’. ‘Lie in Light’ ikilinin en direkt ve net albümü. Öncekilere göre daha fazla ritim, daha fazla davul, biraz daha fazla gürültü. Daha sık karşılaşılan Almanca vokaller, daha kısa parçalar. Önceki albümlerde sağa sola uçuşanlar sanki sıkıştırılmış, paketlenmiş gibi.

Dinleyicisini farklı bileşimler içerisinde kaybettirip somutu soyut kılan yaratıcı müzisyenlerin çoğunun etiketsizliklerini bile etiketlemenin bir yolunu buluyoruz. Başa gelen bir "free" ya da "avant" tanımı iş görüyor çoğu zaman. Cloudland Canyon'ın yola çıktığı fikirlerin açık ve belirgin olmasıysa böyle hamleleri zorlaştırıyor. Müziğin analizindense o fikirleri akıl etmelerini sağlayan yeteneği tanımlamak zor olan. Yeni olabilmeyi sağlayan da belki sadece bu sırdır.

Sun City Girl'ün delilerinden saygıdeğer Alan Bishop, Cloudland Canyon için "This is the shit" diyor ve ekliyor: "Bütün gece dinleyebilirim". Bize inanmıyorsanız ona kulak verin.
Seda Niğbolu
http://www.basatap.com/frame_content_detail.php?cID=1338&p=0&pages=29&title=Yeni olabilmek halen m%C3%AF%C2%BF%C2%BDmk%C3%AF%C2%BF%C2%BDn m%C3%AF%C2%BF%C2%BD?&artist=Cloudland Canyon
1234567891011121314151617181920212223242526272829